marmara yöresi türküleri ve hikayeleri
ZEYTİNYAĞLIYİYEMEM / BASMADA FİSTAN GİYEMEM Bu toprağın türküleri gönlümüze ferman, yüreğimize derman olmuş. Onlar bize, biz onlara sevdalanmışız. Geçit vermez dağları onlarla aşmış, ulaşamadığımız yerlere onlarla haber salmışız. Türkülerimiz arı misali her çiçekten bal almış, çiçekten çiçeğe konmuş, sevda bahçemizin gülleri olarak geçmişten
Balıkesiryöresi halkoyunları, Balıkesir ve çevresine özgü halkoyunlarıdır. Balıkesir yöresinde doğmuş veya gelişmiş oyunlar Balıkesir yöresine özgü oyunlardır. Balıkesir yöresi dağ köyleri geleneksel kıyafetleri. Balıkesir ili gerek Marmara ve gerekse Ege Bölgesi sınırları içerisinde yer alan bir ildir. Bu
Bu bir sınav sorusu değildir. Siz son sınıf öğrencisisiniz, notayı bilmeniz lazım” dedim. Bir kişi notasını yazdı şu anda orada doçent. Benim öğrencim. “Tek sesli müziği bilmeyenlerle çok sesli müziği tartışamam, kaldı ki çok sesli müziği de bilen biriyim” dedim.
ADevem,Ak Devem Düzden Gelir,Anamur Yolları,Aşkı Var Bende, İrfani,Çeşidim (Kullar Olam),Danışman,Emmioğlu Emmi Kızı, Gasavet,Gelinle Kız,Gerali,Gök Karga Zeybeği,Gökçukur, Gönlüm Ben Seni,Güzeller Güzeli,İnce Çayır, Kına Türküsü, Koyun Okşaması,Leblebici,Mahmut Çavuş,Sandım Sundum, Sarı Kız,Sarı Yayla (Uzun Hava),Suna Boyluma Şah Ali'm Şah (Mengi
TürkülerinÖzünü Bizlere Aktaran Değerli Ustalarımızın Anısına
Femme Cherche Homme Pour Rencontre Maroc. Mihriban Musa Eroğlu'nun Yorumuyla Ressam Namık İsmail - TabloAdı Sedirde Uzanan Kadın, 1917 Türkünün Hikayesi Sarı saçlarına deli gönlümü/Bağlamıştın, çözülmüyor Mihriban” diye başlayıp her gönüle değen bir şiirin yazarı Abdurrahim Karakoç. Mistik bir olgunlukla, Son bir kez diyor, Son bir kez daha görmek istemezdim. O beni hayalindeki gibi yaşatsın, ben de onu hayalimdeki gibi. O aşk, masum bir aşktı. Güzel bir aşktı. Bırakalım öyle kalsın. Ne adı Mihriban, ne saçları sarı... O, Abdurrahim Karakoç’un Mihriban’ı... 1960 yılında yaşadığı ölümsüz aşkı kelimelerle ebedi kılan Abdurrahim Karakoç’un gerçek adını gizleyip, Mihriban diye seslendiği o güzel Anadolu kızının hikayesi bu... Ya da, hayatlarını birleştirmek isterken, ümitsiz aşklarına ayrılık nikahı kıyan iki sevgilinin, ümitsiz, duygu yüklü hikayesi.... Ayrılık tadında hüzünlü... Mihriban’a olan aşkı, Karakoç’a farklı bir olgunluk kazandırmış. Hani şu yürek genişliği denilen şey var ya, öylesine bir yaklaşımı var Karakoç’un... Mistik bir olgunlukla, “Son bir kez” diyor, “Son bir kez daha görmek istemezdim. O beni hayalindeki gibi yaşatsın, ben de onu hayalimdeki gibi... O aşk, masum bir aşktı. Güzel bir aşktı. Bırakalım öyle kalsın.” Sarı saçlarına deli gönlümü, Bağlamıştın, çözülmüyor Mihriban. Ayrılıktan zor belleme ölümü Görmeyince sezilmiyor Mihriban. Bu eşsiz duygu yoğunluğu olan dizelerle aşkın gücünü anlatan şairimiz, Mihriban’dan aldığı “Unutmak kolay değil” başlıklı mektup üzerine, şiirin devamını yazıyor... Yazıyor ama, yarasını sarmış bir Yunus Emre olgunluğu ile de bilgeliğini dışa vuruyor. Unutmak kolay mı? deme, Unutursun Mihribanım. Oğlun, kızın olsun hele, Unutursun Mihrabınım Düzen böyle bu gemide, Eskiler yiter yenide. Beni değil, sen seni de, Unutursun Mihribanım. Nedir Mihriban’ın Gerçek Hikayesi? Bazıları “Gerçek mi” diyor. Gerçek diyorum. Ama adı Mihriban değil. O gençliğimde yaşanmış bir aşktı. Ama şimdi adını deşifre etmem, ayıp olur. Benim takmış olduğum sembol bir isimdir Mihriban. Masa başında yazılmış, hayal bir aşk, bu tadı ve lezzeti vermez. Yaşayacaksın ki, yazacaksın. O zamanlar elektrik yoktu. Lamba ışığı altında yazıyordum. Şiire başladığımda lambadaki alev titremeye başladı. “Lambadaki alev üşüyor” seneydi... ?1960... O aşkınıza kavuşamadınız... Yo olmadı. Seviyordum. Olmadı. Ayıp olur şimdi adını söylemem. Törelerimize aykırı. İkinci bir Mihriban şiirim var. Biliyorsunuz. “Unutmak kolay unutursun Mihriban” diye... O da öyledir. Bunlar hep gerçeğe dayalıdır. Güzel tertemiz bir sevgiydi, tertemiz de bir ayrılma oldu. Nerde olduğunu biliyor musunuz? Bilmiyorum. Zaten benim memleketlim de değildi... Yaşayıp yaşamadığını biliyor musunuz? Onu da bilmiyorum... Sivas’ta bir televizyona çıktım. Telefon bağlantısı var. Bir hanım çıktı, “Abi o yaşıyor mu” dedi. “Bilmiyorum” dedim. “Nasıl bilmiyorsun” dedi. “Bilmiyorum işte” dedim. O bayan, “Eğer yaşıyor da, bu türküyü dinliyorsa, Allah ona yardım etsin” dedi. Hanımların dayanışması işte! Yaşayıp yaşamadığını bilmiyorum vallahi. Hâlâ seviyor musunuz? Bazen aklıma düşüyor. Ben unutursun diyorum ama, insan hiçbir zaman unutamıyor... O bir mektup üzerine yazılmıştır. Benim gönderdiğim bir mektuptan dolayı bir cevap aldım. “Unutmak kolay mı” başlığı mektubun. “Unutmak kolay mı deme/Unutursun Mihriban’ım” diyorum. “Düzen böyle bu gemide/Eskiler yiter yeni de/Beni değil, sen seni de unutursun Mihriban’ım” dedim... Allah o hallere düşürmesin, insan kendini de unutur... Mihriban’dan başka aşkınız oldu mu? Yok. Mihriban’dan başka aşkım olmadı. Mihriban nasıl biriydi? Valla ne bileyim, sıradan insanlara benzer birisiydi Çok mu güzeldi... Sarı saçlarına deli gönlümü/Bağlamıştın, çözülmüyor Mihriban diyorsunuz Saçı da sarı değildi... Belki bu şiirin bu kadar beğenilmesinin sebebi herkesin içinde bir Mihriban’ın olması... Gerçek yaşanıp, yazıldığı zaman okuyucu kendini bulur. Bu yüzden diyorum ki, ben herkesin hayatında bir Mihriban var... Bundan 7-8 sene önce Cebeci’de bir düğün salonunda, sanatçı Mihriban’ı okudu. Karşımızda yaşlı bir çift oturuyor. 80’inden yukarı ikisi de. Tanıyanlar, hocam çok güzel yazmışsınız falan deyince, ihtiyar teyze, “Oğlum bunu sen mi yazdın” dedi. “Evet” deyince de... “Hay diline sağlık, ne kadar güzel” dedi. Yanındaki ihtiyar amcayı gösterdi, “Evde birisi bu şarkı çalarken birşey söylesin, üstüne yürür. Öyle dalar gider, dinler dinler, gözlerinden yaş akar, oturur” dedi. “Bunun derdi ne” dedim. “Oğul oğul, herkesin gençliğinde bir Mihriban’ı vardır” dedi.. “Öyle yazmışsın ki, herkes Mihribanı’nı buluyor o türküde” dedi. Musa Eroğlu da çok güzel bestelemiş... Beste de güzel olup güfteyle örtüşünce daha bir güzel oluyor... Bunlar birbirini tamamlayan şeylerdir. Bestelendikten sonra herkes hayret etti. “40 senedir okuyorsunuz” dedim. Ama bestelenince daha güzel oldu. - Bir gün Mihriban’ı göreceğinize inanıyor musunuz? - Bilmiyorum, görmek de istemiyorum. Değişmiştir şimdi. Ben onun nazarında değiştim, o benim nazarımda değişti. Niye görelim? Öyle kalsın ya... İnsanların gönülde kalması, gözde kalması daha Sözleri Sarı Saçlarına Deli Gönlümü Bağlamışım Çözülmüyor Mihriban Ayrılıktan Zor Belleme Ölümü Görmeyince Sezilmiyor Mihriban Yar Deyince Kalem Elden Düşüyor Gözlerim Görmüyor Aklım Şaşıyor Lambada Titreyen Alev Üşüyor Aşk Kâğıda Yazılmıyor Mihriban Tabiplerde İlaç Yoktur Yarama Aşk Deyince Ötesini Arama Her Nesnenin Bir Bitimi Var Ama Aşka Hudut Çizilmiyor Mihriban
Haberler > Yazın Güney'e İnemiyorum Diye Üzülmeyin İşte Marmara'nın Saklı Kalmış 13 Cennet Yöresi - 1859 Yaz yaklaşıyor ve pek de zamanınız yok mu? Ya da Güney'e inemiyor musunuz? Üzülmeyin, eğer Marmara Bölgesi'ne yakınsanız dar zamanınızda, huzurlu, renkli, doğayla iç içe tatil yapabilirsiniz. Nasıl mı? Nasıl olduğuna Marmara'nın incilerini derlediğimiz içeriğimizde göz atalım. 1. Trilye - Bursa Bursa’nın Mudanya ilçesinin 11 km uzağında, Marmara’ya kıyısı olan şirin bir beldemiz olan Trilye eski bir Rum Köyü'dür. Kırmızı kiremitli çatılarıyla göze çarpan Trilye, dar sokakları, tarih dolu mekanları ve sahil boyuyla muhteşem bir görüntü çiziyor. Diğer bir adı da Zeytinbağı olan bu şirin köyün zeytini dünyaca ünlüdür. 2. Erdek - Balıkesir Marmara Denizi'nin en berrak hali ve incecik kumlu sahilleriyle Erdek, güneydeki tatil beldelerini aratmayacak güzelliklere sahip. Özellikle Ocaklar Mahallesi Erdek'in en güzel yerlerinden biridir. Birçok kampa ev sahipliği yapan Erdek, sizin için muhteşem bir tatil tercihi olabilir. 3. Kıyıköy - Kırklareli Mavi ve yeşili uyum içersinde bulabileceğiniz bir kıyı kasabası Kıyıköy. Doğal güzellikler arasında, şehrin kalabalığından uzakta, huzuru ve mutluluğu yaşayabileceğiniz neredeyse evinizin hemen yanı başında bir sahil kasabası. Kıyıköy’e her mevsimde gidebilirsiniz. İlkbaharda doğanın uyanışına tanık olabilirsiniz veya sonbaharda ağaçların yapraklarının renk değişimlerini izleyebilirsiniz. Yazın giderseniz de doğal güzelliklerin yanı sıra deniz ve güneşten faydalanabilirsiniz. 4. Enez - Edirne Meriç'in Ege'ye döküldüğü noktada kurulmuş Enez, Marmara Bölgesi'nin en güzel sahil kasabalarından biri. Denizi tertemizdir. Harika bir denizi kumsalı olan, buram buram huzur kokan ve kafa dinlemek için birebir olan mis gibi bir kasabadır. 5. Karabiga - Çanakkale Çanakkale’nin Biga ilçesine bağlı olan Karabiga, güzelliğiyle göz dolduruyor. Tarihi antik çağlara kadar uzanan Karabiga, özellikle doğal güzellikleri ile tanınır. Biga’ya 20 kilometre uzaklıktaki bu muhteşem sahil beldesinin yerli halkı çiftçilik, balıkçılık ve hayvancılıkla geçimlerini sağlamaktadır. Halkı gelen ziyaretçilerine de oldukça sıcakkanlı ve samimidir. 6. Karacabey Boğazı - Bursa Şöyle düşünün; önünüzde muhteşem bir deniz ve uzunca bir sahil var. Hemen arkanızda ise muhteşem bir orman. Ve ormanın içinde evler, oteller, kamplar. Mavinin ve yeşilin birleştiği yerlerden olan Karacabey Boğazı yazın, yurtdışında yaşayan insanlarımızın da en büyük tatil tercihi oluyor. Balıkçıları ve çay bahçeleriyle de ünlü olan bu güzel yöremizin tatlı ve güzel fırınlarına uğramayı unutmayın. 7. Mürefte - Tekirdağ Şarabıyla ünlü olan şirin bir sahil kasabası. Mürefte, İstanbul'dan 227 kilometre uzakta Tekirdağ ili Şarköy ilçesine bağlı bir mahalledir. En büyük özelliği üzüm bağları veşarap sahili tabir edilen bölgesidir. Türkiye'nin şarap üretiminin %30'u burada yapılmaktadır. Sahili ve denizinin güzelliği de dillere destandır. 8. Karasu - Sakarya Şehir karmaşasını sınırlarına dahil etmeyen şirin bir ilçe Karasu. Sakarya'nın yegane incilerinden biri olan Karasu, geniş plajı, ince taneli kumu ve tertemiz deniziyle oldukça dikkat çekiyor. Tatilden beklentisi huzur olanlar ve doğa tutkunları için harika bir rota. 9. Burgaz Adası - İstanbul Burgazadası, İstanbul Adaları’nın büyüklük olarak üçüncüsüdür. Ada yuvarlak bir biçimdedir ve eni boyu yaklaşık 2 kilometredir. Ada üzerindeki tek tepe Bayrak Tepesi’dir. Burgazadası, iklimi, sahili, çamları, restore edilmiş zarif köşkleri ile İstanbul’un en sevilen mevkilerinden biridir. Adanın yalı ve köşkleri, güzellikleri ve zerafeti ile tanınmıştır. 10. Fıstıklı - Yalova Marmara Bölgesi'nin en temiz denizine sahip Fıstıklı. Aslında küçük bir köy yerleşimi olan Fıstıklı, gittikçe yenilenip gelişerek bir sahil kasabası görünümü aldı. Yalova'nın Armutlu ilçesine bağlı olan Fıstıklı, sahip olduğu doğal güzellikleri ile keyifli ve huzur dolu bir tatilin gözde adreslerinden. 11. Erikli - Edirne Erikli için Marmara'nın Çeşme'si desek azdır. Erikli, Türkiye'nin en geniş plajlarından birine ev sahipliği yapıyor. Saros Körfezi'nin incilerinden biri olan Erikli, Edirne'nin Keşan ilçesine bağlı bir kıyı kasabası. Ayrıca Marmara'nın en büyük çadır kampı da buradadır. 12. Marmara Adası - Balıkesir Marmara Adası'nın güneyinde Karabanlar Tepesi vardır ve kilometrelik bir alana hakimdir. Gökçeada'dan sonra Türkiye'nin en büyük ikinci adasıdır. Küçük tepelik alanlarla doludur Marmara Adası. Ada halkı; mermercilik, şarapçılık, zeytincilik, balıkçılık ve bağcılıkla uğraşmaktadır. Bunun yanı sıra Topağaç Ovası'nda sebze ve meyve üretimi de yapılmaktadır. Topağaç Ovası turistlerin yoğun ilgi gösterdiği noktaların da başında gelmektedir. Oldukça huzurlu ve sakin bir doğası vardır. 13. Kumsaz - Bursa Bu listenin en az duyulan ve gidilen yeridir belki de Kumsaz. Gemlik ve Mudanya'nın arasına sıkışmış bu güzel koy, pek gece hayatı sevenlere hitap etmese de, mütevazi çay bahçeleri ve huzuruyla göz önünde. Şimdilerde Bursa Belediyesi'nin yeni sahil yapımıyla inşaat halinde olan Kumsaz, Bursa'nın en uzun sahiline sahiptir.
nurgül_Ziyaretçi 29 Ocak 2009 Mesaj 1 Marmara yöresine ait türküler nelerdir? EN İYİ CEVABI pelin_gulay verdi Marmara Marmara benim gölümdür, Dalgalı deli gönlümdür, Büyülü, mavi gülümdür, Açmış vatanın dalında. Kıyısında at sulamış, İstanbul'da gönlü kalmış. Kaleler kurup da almış, Dedem tarihin yolunda. Karlı Uludağ sislenmiş, Kıyılar renk renk süslenmiş, Süleymaniye yaslanmış Yatar zamanın gönlünde. Kiraz bahçesi, zeytinlik, Uçsuz bucaksız zenginlik, Karşıda kıyılar silik. Uyur güneşin altında. Son düzenleyen Safi; 29 Mart 2018 2126 pelin_gulayZiyaretçi 29 Ocak 2009 Mesaj 2 Bu mesaj 'en iyi cevap' seçilmiştir. Marmara Marmara benim gölümdür, Dalgalı deli gönlümdür, Büyülü, mavi gülümdür, Açmış vatanın dalında. Kıyısında at sulamış, İstanbul'da gönlü kalmış. Kaleler kurup da almış, Dedem tarihin yolunda. Karlı Uludağ sislenmiş, Kıyılar renk renk süslenmiş, Süleymaniye yaslanmış Yatar zamanın gönlünde. Kiraz bahçesi, zeytinlik, Uçsuz bucaksız zenginlik, Karşıda kıyılar silik. Uyur güneşin altında. Son düzenleyen Kral_Aslan; 29 Ocak 2009 1406 HandSomeZiyaretçi 23 Kasım 2010 Mesaj 3 Alıntı Misafir adlı kullanıcıdan alıntı yaa arkadaşlar performans odevim var marmara bölgesine ait türküler ile ilgili nolur daha fazla koyarmısınız bu bana yetmez -Söğüdün Erenleri -Sendeki Kaşlar - Mendili Oyaladım -Gemilerde Talim Var -Evlerine Varamadım -Estireyim Mi -Elmayı Nazik Soyarlar -Bir Dalda İki Kiraz -Bahçede Erik Dalı -Bahçelerde Börülce -Ay Oğlan Tatar Mısın -Arpa Ektim Olacak -Edirne’nin Ardında Sünbüllü Bağlar -Üsküdar’a Gider İken MisafirZiyaretçi 16 Aralık 2010 Mesaj 4 Edirne’nin Ardında Sünbüllü Bağlar Edirne’nin Ardında Sünbüllü Bağlar Hasan Ağa Oturmuş Kargısın Yağlar Şimdi Cenk Var Davullar Zurnalar Mehterler Çalar Hasmını Meydanda Seç Kahramanım Pehlivanım Hey Üçünü Beşini Birden Biç Kahramanım Pehlivanım Hey Meriçten Suları Çağlayıp Akar Yiğitlerin Narası Kal’alar Yıkar Şimdi Cenk Var Davullar Zurnalar Mehterler Çalar Hasmını Meydanda Seç Kahramanım Pehlivanım Hey Üçünü Beşini Birden Biç Kahramanım Pehlivanım Hey Edirne Türküsü Son düzenleyen Safi; 29 Mart 2018 2130 Üsküdar'a Gider İken Üsküdar’a gider iken aldı da bir yağmur Katibimin setresi uzun eteği çamur Katip uykudan uyanmış gözleri mahmur Katip benim ben katibin el ne karışır Katibime kolalı da gömlek ne güzel yaraşır Üsküdar’a gider iken bir mendil buldum Mendilimin içine lokum doldurdum Ben yarimi arar iken yanımda buldum Katip benim ben katibin el ne karışır Katibime kolalı da gömlek ne güzel yaraşır Aksaray'a Gide Gele Yoruldum Aksaray'a gide gele yoruldum yoruldum canım Ben o yarin cemaline vuruldum vuruldum canım Uzun boylu ince bele sarıldım sarıldım canım Seni bana verseler verseler canım Telli duvak sırma teller taksalar taksalar canım Verin benim cananımı gideyin gideyim canım Düğün kurun ben safalar süreyim süreyim canım Çıkar isem şu yokuşun başına başına canım Bir ok attım kapındaki taşına taşına canım Benim yarim girmiş on beş yaşına yaşına canım Seni bana verseler verseler canım Telli duvak sırma teller taksalar taksalar canım Verin benim cananımı gideyin gideyim canım Düğün kurun ben safalar süreyim süreyim canım Türkünün Adı Aksaray'a Gide Gele Yoruldum Türkünün Kaynağı & Mahlası Veli Kanık Türkünün Yöresi İstanbul Marmara Depremi Ağlar - Ozan Ezgini - Bu Türkünün Yöresi Vurdu deprem yaralandı Marmara Ağaç ağlar yaprak ağlar dal ağlar Onyedi Ağustos yıl doksandokuz Seher ağlar sabah ağlar yel ağlar Kocaeli Sakarya Gölcük Yalova Kan gölüne döndü o zümrüt ova Değirmen deresi karıştı suya Dere ağlar sular ağlar sel ağlar Saraylar villalar kökten söküldü Feryadımız gökyüzüne çekildi Millet kan ağladı boynu büküldü Gelen ağlar gören ağlar el ağlar Mahşere benziyor görünen izler Yüreğim yaralı ciğerim sızlar Yorgun gözler dalgın çevreyi gözler Bağban ağlar bahçe ağlar gül ağlar Fay hattı uzundu çok yeri vurdu Ozan Ezgini' yim mantığım durdu Teselli arayıp sazına sordu Perde ağlar mızrap ağlar tel ağlar Son düzenleyen Safi; 29 Mart 2018 2128 Chelsea_EnyZiyaretçi 9 Kasım 2011 Mesaj 6 Ayva Çiçek AçmışUyan Yarim Ayva çiçek açmış yaz mı gelecek Gönül bu sevdadan vaz mı geçecek Sağ gözüm seyiriyor yar mı gelecek Uyan yarim uyan gel tut elimden Nasıl ayrılayım nazlı yarimden Nasıl ayrılayım tatlı dilinden Evlerinin önü vişne fidanı Dolanı dolanı buldum odanı Hani bu güzelin körpe fidanı Uyan yarim uyan gel tut elimden Nasıl ayrılayım nazlı yarimden Nasıl ayrılayım tatlı dilinden *** Cahit Öztelli "Evlerinin Önü" adlı araştırmasında ikinci bağlantıyı şu şekilde aktarıyor Yandım Allah yandım al kanım akar Al dudaklı gelin yoluma bakar *** Ahmet Şükrü Esen "Anadolu Türküleri" adlı kitabında türkünün çeşitlemesini şu şekilde aktarıyor, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Emel Matbaacılık, 1986 - Ankara, Ayva çiçek açtı yaz gelir m'ola Gitti kömür gözlüm tez gelir m'ola Gönül bu sevdadan vazgelir m'ola Ya sen gel buraya ya ben varayım Elmas kadehleri ben doldurayım Çıbığım yok yar yoluna uzatam Takatım yok yar yolunu gözetem Menendin yok seni kime benzetem Ya sen gel buraya ya ben varayım Elmas kadehleri ben doldurayım Kuyunun başına varmasın iller Bugün efkarlıyım açılman güller Otursam ağlasam dellendi derler Ya sen gel buraya ya ben varayım Elmas kadehleri ben doldurayım Son düzenleyen Safi; 29 Mart 2018 2129 Balıkesir Türküleri Balıkesir Yöresi Halkbilimi Folklor araştırmacılarının ve TRT Türk Halk Müziği Derleme Komisyonunun yaptığı çalışmalar sonucu, Balıkesir ve civarından derlenen pekçok türkü kayda geçirilmiştir. Balıkesir ili konum itibariyle Marmara ile Ege arasında geçiş yöresidir. Köy ezgilerinde zeybekbarana ağzı adı verilen türkülere rastlanmaktadır. Akpınar eğlenceleri olarak adlandırılan köy etkinlikleri de Balıkesir türkü kaynaklarının temelini oluşturmaktadır. motiflerine rastlanır. Dağlık bölgelerde Yörede ikamet eden alevi-bektaşi köylerinde ise sadeliğin ve bağlamanın ön plana çıktığı ve yörede çepniçetmi ağzı olarak adlandırılan türkülere rastlanılmaktadır. Kına geceleri ve kadınlar arasında yapılan eğlenceler aracılığıyla geçmişten günümüze gelmiş pekçok türkü de Balıkesir yöresinde söylenmektedir. Kadınlar tarafından söylenen türkülerde "nina nina", "nina nina nom" gibi ifadelere sık rastlanır. Diğer yörelerde olduğu gibi Balıkesir'de de türküler genel olarak dörtlüklerden oluşur ve ilk dörtlüğün ilk iki mısrası, türkünün asıl anlatmak istediği bölüme geçiş sağlayan bölümdür. Bu bölümde genelde benzetmeler, tasvirler ön plana çıkar. Takip eden diğer iki mısrada ise türkünün temel konusu belirlenmiştir. Ayrılık, sevgi, özlem gibi duygular türkünün takip eden mısralarından ve dörtlüklerinden anlaşılır. Türkünün tekrar kısımları ya da vurucu noktası duygunun tam empoze edildiği bölümlerdir. Gerçekte türküler, sözlü halk edebiyatının temel kaynağı olan manilerin ezgili formudur. Bu açıdan maninin tüm özellikleri türküye geçmektedir. Bu özellik, Balıkesir türkülerinin de temel noktasıdır. Balıkesir türküleri genel olarak 9/4lük, 9/2lik, 9/8lik türkülerdir. Bunun yanında 2/2lik ve 4/4lük türkülere de rastlanmaktadır. Balıkesir Türküleri genellikle hece vezninin 7, 8 ve 11’li kalıplarıyla söylenir. AAcı Biberim Acı Ahmed'im Handa Handadir Handa Akpınar Yapısına Gün Doğmuş Kapısına Al Geydim Alsın Diye Ali Efe'nin Evleri Gonağa Yakın Arabam Taşa Geldi Arabamin Isbiti Asma Da Salmiş Filizi Aşağı Yoldan Geliyormuş Üç Atlı Aşağıdan Çıktı Bayrağın Ucu Aşağı Mahahlle Hocası Atım Durdu Ben Yoruldum Atina Da Köşeli Ayva Çiçek Açmiş Yaz Mı Gelecek Azime'nin Avlusunda Kuyu Var Azime'nin Bahçesinde Kuyu Var B Bahçelerde Üzerlik Balıkesir İçinde Körük Paytona Bindim Balıkesir Yolunda Sepeti Var Kolunda Bir Yakadan Bir Yakaya Bakılmaz Biz Gidelim Sazlara Bugün Heva Pusarmış Balıkesir Yolunda C Cezayirin Harmanları Savrulur Cınga Cezve Kaynıyor Ç Çay Benim Çeşme Benim D Damda Kürek Kırıldı Dere Boyu Düz Gider Dere Kumları Gibi Duman Olur Tepelerin Yolları Dursunbey'in Hanları EEminemin Dört Yolları Engin Derelerin Suyu Çağlasın Entarisi Damgalı Evimizin Ardında Bir Tarla Mercimek Evleri Var Üst Başta Evlerinin Önleri Sarı Karınca Eyişmem Ben G Geçelim Yoldan Geçelim Goyun Meler Çoban Güler Güzel Pirden Bize Bir Dolu Geldi Güzelim Güzelim De Allı Basmalar Aldım H Hambar Altı Kum Altı Hatçam Çaylar Yaptın Mı İ İki Keklik Bir Kayada Ötüyor KKaryolamın Demiri Yandım Ayşem Kayalcanın Daşları Kocakuşun Yüksektedir Oyunu Kozak Dağinin Çamları Köprü Altında Miller Kurban Olam Kalem Tutan Ellere Kuyu Dibi Derinden M Mendili Oyaladım N Ninna Ninna Ö Ördek Suya Dal da Gel Ninanam S Sabahtan Kavuştum Ben Bir Güzele Seni Benden Çalan Yıllara Süpürgesi Aynalı Ş Şu Derenin Taşları Şıngır U Uzun Çarşı Baştan Başa V Vangel Çantası Elinde Vişne Dalı Eğilmiş YYağmur Yağıyor Yağmur Yağsın Yağmurlar Yağsın Yaz Gelir De Her Dereler Yurt Olur Yol Üstünde Bağlama Son düzenleyen Safi; 29 Mart 2018 2131
Nejat Birdoğan Bilindiği üzere ezgilerimiz ve türkülerimiz yakıldıkları yerin ve ortamın kimi özelliklerini taşırlar. Bu özellikler şu etkilerden doğmuş olabilir a- Eğitim ve Ruhsal Etki Her yöre insanı sözünü aynı açıklıkla veya çekinme duymadan söyleyemez. Örneğin; Doğu Karadeniz'deki. Boynundaki altının Ben verdim parasını... dizelerinde görülen başa kakmayı Urfa türkülerinde göremeyiz. Gene Karadeniz bölgesinin. Ha bu köyün içinin Acayip bekarı var .. sözlerini Diyarbakır'da bulamayız. Bağnazlığın az olduğu Doğu Karadeniz halkı sözünü sakınmadan söyler. Bu demek değildir ki öbür bölgelerimizde bağnazlık çoktur. Kesinlikle bu ithama yönelmiyoruz. Buna gerçekler engeldir. Ancak kimi dinsel etkiler, kimi medrese eğitimleri o bölgelerimiz halkının açık açık kimi konuşmalarını sakıncalı saymıştır. Tarihsel gelişim içerisinde o yörelerdeki dinsel olayların çokluğu bunun kanıtıdır. İşte Doğu Karadeniz'in ikliminden dolayı çok çabuk harekete geçen halkı, bunu öylesine kimliğini sindirmiştir ki aklına geleni hemen, ama hemen sormadan edemez. Bu soruşta bir içtenliğin, bir gerçeği aramanın görüntüsü vardır. Bir kabalığın yerine duru, temiz bir yüreğin soruşu vardır. Yoksa bir sanatçının durup dururken sevdiğine, Seni bana metettiler, Aslı var mıdır? diye saf saf sormasını hangi incelikle bağdaştırabiliriz? Bu sözler, her yerde aynı uyak, aynı hece ile de söylenmiyor. Karadeniz'de çok görülen yedi, ya da sekiz heceliler ve ''x a x a'' uyaklı dizilişliler öbür bölgelerimizde yok denecek kadar azdır. b- Ekonomik Etkiler Yaylaya çıkış havaları çok az örnekler dışında Erzurum'da, Kars'ta yoktur. Kendileri yayladır çünkü. Oralarda yaylaya çıkılmaz. Durum böyle olunca Erzurum 'da gördüğümüz, Yaz gelende çıkam yayla başma, Kurban olam toprağına taşma, Zalim felek ağu kattı aşıma, türküsüne dikkatle yanaşmamız gerekecektir. Adana, Mersin yörelerinde görülen, Yayla yollarında göç katar katar, Eşinden ayrılmış bir palaz öter... türküsü ile Erzurum'un türküsünü bir terazinin eşit kefelerine koyamıyoruz. Mersin, Adana bölgesinde görülen türkü bir yaşam zorlamasının, bir iklim gereğinin sonucudur. Erzurum'daki ise bir romantik isteğin dile gelmesidir. Bunun gibi Kars yöremizde duyduğumuz, Suda balık yan gider, Açma yaram kan gider. türküsü ile Kırşehir yöremizde duyduğumuz, Suda balık oynuyor, Kanım sana kaynıyor. türküsündeki ''balık''ların balıkçılıkla uzaktan yakından bir ilgisi yoktur. Sadece ikinci dizelere, yani, ''Açma yaram kan gider'' ve ''Kanım sana kaynıyor'' dizelerine bir uyak anahtarıdır. Oysaki Karadeniz bölgesindeki Rize-Ordu arası balıkçılık türküleri tümü ile bu iş kolunun etkisi ile yaratılmıştır. Düşünmek gerekir ki, Marmara, Ege ve Akdeniz bölgemizde de balıkçılık var. Oralarda niçin balıkçılık türküleri yok? Yanıt kolaydır; Oralarda balıkçılık üçüncü, dördüncü sınıf iş alanlarıdır. Bu nedenle halkın geçimine asıl etki eden iş alanlarının türküleri, balıkçılık türkülerinin doğmasına izin vermez. Türkülerimizi yapan etmenlerden en etkini kuşkusuz gurbettir. Özellikle Doğu Anadolu halkının geçimini sağlamak için bahar başlarında erkeğini gurbete göndermesi hem gerçektir, hem acıdır. Erkek, bir yaz başlangıcında çıkıp gider. Arkada kalanların yolları, beklemekten ve gözlemekten başka yapacakları yoktur. Bu arkadakiler, analardır, eşlerdir. çocuklardır. Hepsinin umudu ayrı ayrıdır. Mektup beklerler, para beklerler, erkeğin dönmesini beklerler. Mektup gelir ama umulan iyi haberler da mektup yerine konu komşunun dedikoduları gelir. Para az gelir. Yıllar geçer erkek dönmez. özetle kötü haberler bu gurbet olayında her zaman iyi haberlerin üstündedir. Ne yapar halkımız. Ananın dilinden, yarin dilinden türkülerini yapar. Eski ezgilerin üzerine yeni dörtlükler koyar ve esen yelle, uçan kuşla gurbete iletir. Şöyle ki, "Eğin kadın ve erkeğinin başta gurbet olmak üzere türlü nedenlerden duygulanarak söyledikleri uzun hava ezgisine Eğin ağzı denir. Beş ve dört dizeli olan bu kıtaların üçüncü dizelerinin çoğunlukla -Ela gözlerini sevdiğim ağam,- olarak söylenmesindendir ki elagözlü de denilmektedir.'' ''Eğin ağzı elagözlü'lere Eğin dışında tek ad verildiği halde merkez kasaba ve köylerinde söyleyişlerindeki ezgi ayrılığı nedeni ile Apcağa ağzı, Sandık ağzı, Tığman ağzı, Venk ağzı diye özel adlar da verilmektedir.'' ''Hangi ağızla söylenirse söylensin bu ağızlar geleneksel olarak bu ağızlarda iki elagözlü bir maya usulünden sapmama vardır.'' ''Fırat suyunun dünya kurulalı beri Munzur dağlarının binlerce metre yükseklikteki bu yöresini aşındıra aşındıra kale duvarlarına benzeyen Navril boğazı ile Gemirgap taşı boğazlarının kaç milyonlarca sene Fırat suyunun emeği olmasını ninelerimiz Hz. Hızır Aleyhisselam'ın bu boğazları kılıcı ile yararak yaptığı inancında idiler. Ne var ki bu yarma olayı Fırat suyunda bir kin oluşturmuş ve bu nedenle Fırat ka'lubeladan beri Eğine ve çevresine bir damla su bile vermemiştir.'' ''Eğinlinin gurbet merkezi İstanbul'dur. İstanbul'un fethi sonunda Sultan Fatih 'in isteği ile İstanbul'u ikinci vatan yapan Eğinliler büyük şehrin gerekli bazı yiyecek maddelerini tekellerine alarak her iki vatanlarında da iyi yaşantıyı sağlamışlardır. Ancak buharlı gemilerin icadından önce İstanbul'a aile getirmek padişahın fermanına bağlı olduğundan Eğin kadınları memleketlerinde kalırlar ancak erkekler İstanbul'da olurlardı. Bu gitmeye pek de gönüllü başlamayan delikanlı eşinden ayrılırken derdini elagözlü ve maya söyleyerek giderirdi, Gider oldum tedarikim görüldü, Gitme diye yar boynuma sarıldı. Bilmem neylemiştim hain feleğe, Niye beni nazlı yardan ayırdı? ''Yolcular, Eğin'den ayrılırken kurban kesilirdi. Bu adak ilerideki olacak tüm kötülükleri gidermek amacına yönelikti; Çekin kıratımı nalbant nallasın, Kesin kurbanımı kanı damlasın, Bir yiğit ki muradını almazsa Mendil alsın ölenedek ağlasın... ''İstanbul'a gidilmek için genellikle Fırat üzerindeki köprüden geçilmek zorunluluğu vardır. Ayrılık hayli hazin geçmiştir. Köprüyü geçince uzayan yokuşun ortasında Sultan Çeşmesi vardır. Bu çeşmeye ulaşan gurbetçi dönüp Eğin'e bir daha bakacaktır; Eğin köprüsünü geçtim o yana, Nazlı yarim damdan bakıyor bana. Taramış zülfünü dökmüş gerdana, Can gerek ki bu sevdaya dayana... Gelin de elbette giden erinin Sultan Çeşmesinden kendisi için dediklerini duyar gibi olup karşılık verecektir; Gediğe varmadan Sultan Çeşmesi, Nazlı yarmış evimizin neş'esi. Ela gözlerini sevdiğim ağam, Çok zor oldu senden ayrı düşmesi... Gelin, bu itirafla kalmayıp eşini götüren katırcıya da onu rahat ettirmesi için yalvaracaktır; Yine mi gurbete canımın içi, Dar mı geldi sana Eğin 'in içi? Sana yalvarıram ağa katırcı, Hoş götür ağamı, olursun hacı...'' "Aylar geçecektir. Haberler kesiktir. Meraklar çoktur, kuşkular çoktur; Akşam olur, güneş gider ay gelir, Ben ağlarım gözlerimden kan gelir. Herkesin ağası evli evinde Benim ağam hangi handa yan gelir?'' ''Eğin kadınlarına göre ağalarının bu gidişleri nin nedeni hain katırcılardır; Katırcı katırın kala miriye, Götürme ağamı döndür geriye. Kalem kaşlarına ela gözüne, Vermişim gönlümü almam geriye...'' ''Bu kadınlardan birinin Sultan Aziz'e başvuracak kadar acıyı içinde duyduğu da olmuştur; Bir mektup gönderdim Sultan Aziz'e, Okuttursun camilerde vaize, Ya İstanbul için ferman yollasın, Yahut da ağamı göndersin bize '' Yukarıda çok az bir bölümünü yansıttığımız bu gurbet türküleri salt Eğin'de görülmüyor. Hele hele ekonomik koşulların dağlık araziler nedeni ile çok güç olduğu yerlerde, Doğu Anadolu 'da, Toroslar da, Karadeniz'de bu gurbete gidişin ve geride bırakılan sıkıntıların bütün çıplaklığı türkülerinde belli olmak tadır. Ekonomik koşullar derken akla yalnız gurbet gelmemelidir. Halkımızın yüzyıllardan .beri belirli bir gelir olan aylık alanları, yöresel çiftçilikle uğraşanlara yeğlemesi de bu tür bir ekonomik zorlamadır; Ben varmam inekliye, Yoğurdu sinekliye. Mevlam nasip eylesin Omuzu tüfekliye... c- Tarihsel Etkiler Bu etkiler, siyasi tarih kadar dinsel tarihle de ilgilidir. Örneğin; Erzincan 'da Alevi kesimin sevilen türkülerine Sünni kesim aynı içtenlikle yanaşmayabilir. Ya da Kars'ta Azeriler arasında var olan Köroğlu havalarına Terekeme'ler sahip çıkmayabilir. Torosların Kozanoğlu'suna Ordu'da, Ordu'nun Hekimoğlu'suna Maraş 'ta, Maraş'ın Karayılan'ına Van'da, Van'ın Ali Paşa'sına Burdur'da, Burdur'un Avşar Beyleri'ne Edirne'de rastlayamayız. Örnekler çoğaltılabilir. Seferberlik türkülerinin en acıklı örneklerini elbette ki düşmanın aldığı bölgelerimizde veya oğullarını uzak savaşlarda yitirmiş bölgelerimizde bulacağız. Hele hele kırk yıllık Rus boyunduruğu 1877-1918 bu türküleri çoğaltıp duracaktır. Bayburt'un, Bir yanım Ezirgan vermem Bayburd 'u, Yıkılsın düşmanın verane yurdu. Sağolası anam beni doğurdu, İşte böyle böyle hal deli gönül, İster ağla, ister gül deli gönül... Bir yaylığım vardı sırmadan telden, Bir çift yavrum vardı tomurcuk gülden, Nasıl ayrılayım bu tatlı elden? Seneler seneler kötü seneler, Gide de gelmeye kötü seneler... türküsü bu savaş sırasında giden bir babanın yakarışları değil midir? Bu türküyü hiç düşman görmemiş Nevşehir'de bulamayız. Gel gelelim oralarda da bireysel zulümlerin, feodal beylerin baskılarının yansımaları vardır . Halkımızın çok üzüldüğü günlerin ölümsüzleşmesi için çaba göstermesi sonucunda ortaya ''ağıtlar'' çıkar. Yukarıda andığımız bireysel zulümleri, feodal baskıların, kan davalarının sonucunda bu ağıtlar oluşur. Öyle her yasa kaçağına kaçak, eşkıya halkımız hor bakmıyor. Tersine en şiirsel ağıtları onlar için yakıyor; ''Bunlardan birincisi Gizzik Duran adına yakılmıştır. Bu adam, Çukurova'nın Feke ve Kozan bölgelerinde tanınmış bir eşkıya idi. Kurtuluş savaşı başlarında Fransızlara karşı savaşan çetelere katılmıştı. Fransızlar çekilip gittikten sonra, Gizzik Duran yeniden eşkıyalığa döndü. Evlerini basıp yağmaladığı düşmanlarının adamları onu pusuya düşürerek öldürdüler. Gizzik Duran'a yakılan ağıtın bendi karısının ağzındandır Al-at nenni, Dor'-at nenni! Döşünün arası enni. ''Bana kurşun geçmez '' derdin. Niçin geldin ala kannı? Bu ağıtlar toplumumuzun halk tarihine ışık tutabilir. Halkımız ilk görünüşte öldürülen herkesin yanındadır. Kim olursa olsun ''iyi oldu ki öldürüldü.'' diye düşünemiyor. Sultan Aziz öldürülmüşse halk ilk anda onun yanındadır. Mithat Paşa'nın kendisine özgürlük verilmesi için çırpınmasının farkında bile değildir, Kılıcımı vurdum taşa, Taş yarıldı baştan başa Vezir olmuş Mithat Paşa, Uyan Sultan Aziz uyan, Gör ne hal olmuştur cihan Kapılarda siyah perde, Sen uğrattın beni derde. Ciğer parem nerelerde? Uyan Sultan Aziz uyan, Gör ne hal olmuşlar cihan. Ama aynı halk daha sonra belki de Taif'te boğdurulan özgürlük yiğiti Mithat Paşa'ya da ağıt yakacaktır. Yerel halk tarihleri, yörelerdeki kahramanların genel efe, dadaş, uşak, ağa ve özel adlarıyla bu türkülerden saptanabilir. Türkülerin göç yolları bu taşıyıcı meçhul sanatçının yoluna göre değişiyor. Bir bakıyoruz ki Bolu Mudurnu'da görülen bir bezek, Şu askerlik şimdi de büktü belimi, biçiminde karşımıza çıkıyor. Aynı bezek Azerbaycan'da, Bu gurbettik indi gırdı belimi. oluyor. Diyarbakır' da, Vay bu Fırat şimdi kırdı belimi. diye boy gösteriyor. Bu bezeklerin sayısı örneklerimizin çok çok üstünde. Kesin olarak da ''bezeği bir meçhul sanatçı taşımıştır.'' demiyoruz. Halkımızın kalıplaşmış deyimleri bel bükmek gibi benzer olaylar karşısında ortaya çıkarmasından da doğmuş olabiliyorlar. Bu kalıplaşmış deyimler kimi zaman bir türkünün bir dizesini çeşitli yörelerde oluşturuyor, söz gelimi, Aşık Ali İzzet 'ten derlenen, Yürü bre Çiçek Dağı, türküsündeki bu dizeyi Avşarlarda, Yürü bre sarı çiçek, Pir Sultan Abdal'da, Yürü bre Hızır Paşa, biçimlerine girmiş olarak görüyoruz. Kimi zaman bu dizeler artacak, belki dörtlükler biçimine bile girecektir. Halk tarihine ışık tutması kesin olacak olan bu türkülerin süresi geçmeden ele alınması ve araştırılması gerekmektedir. Belki bir kısım yöresel önderleri biliyoruz ama bilemediklerimizi ne yapacağız. Bir örnek vermek gerekirse, Ilgıt ılgıt esen seher yelleri, Yazıcı'ya bildir halimiz durna. Biz de yer eyledik çamlı belleri, Daim dörtbudaktır dalımız durnu. samah türküsündeki Yazıcı kimdir. Halkın turnalarla kendisine selam göndermesinden belli ki olumlu bir kişi. İşte örnekleri sayısız olan bu kişilerin araştırılıp halk tarihinde yerlerine oturtulması kuşku yok ki doğru bir davranış olacaktır. d- Uslu Yöre Sanatçılarının Etkisi Kimi bölgelerimizde yetişen bir kısmı bilinen, bir kısmı yitip gitmiş sanatçılar vardır. Bunlar, yeteneklerinin, zekalarının ve ustalıklarının sonucu o yöre insanının güzel sanat önderi olurlar. Türk halkını tümünün hangi inançtan olursa olsun gerçek sanatçıya verdiği önem, gösterdiği saygı bu anda hemen ortaya çıkar. O, usta sanatçıların etkisine girer. Diyelim ki Yozgat-Akdağmadeni yöresinde filizlenmiş bir sanatçı ''Sürmelim'' türküsünü yapmıştır. Çok üstün bir sunuşla da o yörede türküsünü sevdirmiştir. İkinci bir ''Sürmelim'' türküsünün ortaya çıkması pek uzun sürmez. Bir başka sanatçı da o ustanın izinden gidecek ''Sürmeli''ler çoğalacaktır. Bursu Güvendeler'i, Cezayir'leri, Afyon Ümmü'leri, Batı Torosların Avşar Beyler'i. Zotlatmalar'ı hep böyle doğacaktır. Bir zamanlar, Cumhuriyetten önce yörelerdeki beyler yanlarında bu sanatçıları barındırırlardı. Eski Türk geleneklerinin etkisi ile bu beylere Alişan Bey denirdi. Bu beyler nereye gitseler o sanatçıları da yanlarında gezdirirlerdi. Bey konaklarının şiirimize ve müziğimize yaptığı katkılar kesinlikle yadsınamaz. Bunlar doğaldır ki olumlu ve olumsuz diye sınıflanabilir. Bu sonuçta beyin müzik ve şiir anlayışının rolü büyüktür. Bey şiire ve müziğe ilgi duyuyorsa başka yerlerde de söylediğimiz gibi konağı uzun kış gecelerinde, Ramazan gecelerinde bu tür şölenlerle bezeniyor. Acaba Bolulu Dertli'nin M. 1772-1845 üzerinde koruyucusu Alişan Bey'in hiç mi etkinliği olmadı. Karslı Tüccari ölm. M. 1830 ? ağası Abo Ağa olmasaydı Eşref Bey destanını yazabilir miydi? Çukurova beylerinin, Murat kıyısı beylerinin bu din kaygısından uzak şiir ve müzik üzerindeki olumlu çabalarını nasıl görmezlikten geliriz? Bu savlarımızın tersi de var. Diyelim ki Nakşibendi tarikatına girmiş bir beyin konağında saza ve raksa olanak tanınamaz. Çünkü bu tarikatın kimi yerlerdeki uygulanmasında saz ve şiir yasaktır . Türküler bu biçimde kullanıldıkları ve yakıldıkları ortama göre de nitelik kazanıyorlar. Ebetteki ağa konağında sergilemek için türküsünü yapan sanatçı konusunu çobanlardan seçmeyecektir. Belki gülden veya bülbülden seçecektir. Bu bülbül bir kıyaslamaya araç olsun diye de seçilebilir , Ne çemen, ne saye-i gül, Ne buhur, ne buy-i sümbül. Bunu vasfın etme bülbül, Ben esir kakül-i yare, Can kurban o şivekare... Bu türküde görüldüğü gibi halk dilinden olmayan saye, buy, şivekar gibi yabancı sözcükler ve tamlamalar var. Ezgi ise on ses aralığı ile yapılmış. Bu türkü incelemeye alınırsa şu sonuçları bulabiliriz; 1- Türkünün sözleri öğrenimli birisinden çıkmış. Bu kişi, gül ve bülbül motifini bilen, Arap ve Fars dillerine yakın birisidir. 2- Yapımcı Türk sanat müziğini bilmektedir. Halk müziğine bu etki ile yaklaşmıştır. Bunun gibi sayısız örnekler verebiliriz. Şimdi gül bülbül var diye bu türküyü doğa türküsü sayabilir miyiz? Bunun gibi ''Koyun gelir yata yata'' türküsünü de ağa konağı türküsü sayamayız. Bildiğimiz gibi halk şiirimizde medrese ve tekke etkisinde kalaı1 ufak çapta şiirler de görülmektedir. Buna benzer durum halk müziğimizde de vardır. Bugün adını saygı ile andığımız Dertli'nin, Ok gibi hüblar beni yaydan yabana attılar, Bilmediler kadrimi ehven bahaya sattılar. dizeleriyle başlayan Muhayyer divanının hem şarkı hem türkü olarak okunmasının nedeni de her iki müziğin ve deyişin özelliklerini taşımasıdır. Eğer bir sanat ürünü oluştuğu ortamın kişiliğini taşıyorsa bu başarıdır ürün, o ortamın aynasıdır. Düşük sanat. ürününü arayışı kıt toplumlar çıkarır. Bir sanatçı yetiştiği ortamın kültürünü yansıtır. Bizim tekke kültürümüz bir bakıma yarı kent, yarı kırsal kesim kültürüdür. Bu tür yerlerin sanatçıları bu nedenlerle iki kesimin ortasında ürünler verirler. Söz gelimi; çok güzel bağlama çalan Dertli, bu saz eşliğinde yabancı sözcük ve tamlamalarla, kimi zaman şarkı gidişiyle, kimi zaman türkü gidişiyle yapıtlar verir. Yukarıdaki örnek bu tür ürünlerindendir. Bir başka anlatımla tekkelerde yetişip de Kızılbaş o!an Dertli ile köylerde anasından doğduğunda Kızılbaş olan Pir Sultan Abdal, Kerbela olayına eş duygularla yaklaşırlar ama biri, Kendimi Hüseyn yolundu şöyle kurban eyledim, Gerden-i mecruhumu kestim kızıl kan eyledim. gibi ağdalı sözlerle acısını anlatırken Dertli, öbürü konuya daha açık ve yalın yanaşacaktır. Pir Sultan Abdal'ım kollarım bağlı, Yezid'in elinden ciğerim dağlı. Muhammed torunu, Ali'nin oğlu, Dedesinden imdat uman Hüseyin... Her ikisinin de Hüseyin'e karşı sevgileri aynıdır. Ancak onu dile getirmeleri ayrıdır. Bu anlatım, müzikte de böyle olacaktır. Birisi salt türkü olup halk ezgisi ile söylenecektir. öbüründe ise tekkelerin sanat. müziği ağırlığını göreceğiz. İşte sanatçı ile onu yetiştiren ortam arasındaki bu karşılıklı etkileşim en çok bizim alanımızda görülmektedir. Toplumun içinde bulunduğu koşullar söylene söylene, yorumlana yorumlana günün birinde en belirgin sözlerle bir anlatıma ulaşıyor. Bu sözlerin altında sanatçının imzası vardır. Sonradan toplum sahip çıktığı bu deyişlere eklemeler yapıyor, övüyor, yeriyor, alkışlıyor veya eleştiriyor. Yerdiklerine yeni yollar gösteriyor. Doğruya yöneltiyor. Sanatçı ise toplumun duygusunu özetle anlatıyor. Öyküler, olaylar yollara düşüp yeni iklimlere ulaşıyor. Her gittiği yerde yeni özelliklere kavuşuyor. Bir türkü gittiği yer sayısınca dal varyant, başkantı, solak, çeşitleme kazanıyor. Kimi zamanda o türkü koşutunda yeni türküler oluyor. Bir örnek verelim; Kars Terekemelerinden olup Ruslarla yapılan 93 1877 savaşına katılan bir Mehrali Mühür Ali Beğ var. Gönüllüler alayı olup binbaşı rütbesinde bulunan bu Mehrali Beğ, tam bir yurtsever. Neredeyse Köroğlu ile bir tutulan, veya ikinci Köroğlu sayılan bu yiğit, sonradan Sivas' çekilip 40. Hamidiye Süvari Alayını kuruyor. Daha sonra da Yemen'e gönderilen bu Mehrali Beğ. Arap isyanını bastırırken ölüyor. Şimdi Kars halkının yaptığına bakalım. Hemen sanatçısı Sadık ortaya çıkıyor. Bütün Terekemelerin ortak duygusu olarak Mehrali Beğ ağıtını yakıyor, Sadık'ın feleğe meydanı kaldı, Vatanında O'nun hicranı kaldı, İkinci Köroğlu destanı kaldı, Söylenir dillerde Merdi Mehrali... Belli ki bu türkü Kars'ta sıkışıp kalmıyor. Çok zaman geçmeden Hınıs'ta bir Mehrali Beğ ağıtı duyuluyor , Yiğit gitti yeri kaldı, Kıratın eğeri kaldı, Sona Hanım geri kaldı. Havar le le Mehrali Beğ, Yiğit olan böyle olur, Rahmet ola Mehrali Beğ... Sivas'ta kendisini tanıyanlar da boş durmuyorlar. Bir ağıt da oradan duyuluyor, Yemene de Mehrali Beğ Yemene, Çadırları kurdu m'ola çimene? Bir ara da bu döner ayaklan ayrı bir ezgi ile ayrı ana bentlerle Kırşehir' de göreceğiz. Şimdi; bu Mehrali Beğ, bir din ulusu değildir ki müritlerinin sözleri ile ilden ile yayılsın. Bir Karacaoğlan değildir ki deyişlerinin sırtında dolaşıp dursun. O, bir aşiretin beğidir, bir ulusun kahramanıdır. Küçük çapta bir Köroğlu destanı ile karşı karşıyayız. Belki de yanında taşıdığı meçhul sanatçılar onun öykülerini ölümsüzleştirmişlerdir. Mehrali Beğ öyküsüne ilişkin bütün örnekler kendi yörelerinin ezgi ve tavır özelliklerini taşımaktadırlar. Kars'ta aşık tavrı ile ''Derbeder'' adıyla, Hınıs'ta 6/8'lik bir ölçü ile ve Hüseyni dizisi ile, Sivas'ta gene Hüseyni ile uzun hava olarak, Orta Anadolu' da ise 4/4'lük ağır bir ölçü ile okunmaktadır.
Şarkıya Göre A, B, C-Ç, D, E, F, G, H, I-İ, J, K, L, M, N, O-Ö, P, R, S, T, U-Ü, V, Y, Z... Şarkıcıya Göre A, B, C-Ç, D, E, F, G, H, I-İ, J, K, L, M, N, O-Ö, P, R, S, T, U-Ü, V, Y, Z... Yer gürledi yer yerinden oynadıYaktı yıktı mahfeyledi bu depremMarmara'yı 45 saniye salladıYaktı yıktı mahfeyledi bu deprem17 Ağustos günlerden salıBinlerce yaralı binlerce ölüHalkımız matemde toplum yaralıYaktı yıktı mahfeyledi bu depremCaddeler karanlık çeşmeler susuzBir korku telaşı herkes huzursuzGelinler dul kaldı çocuklar öksüzYaktı yıktı mahfeyledi bu depremHer enkaz altında yaralı sesiKurtarın diyordu her inlemesiKendisine mezar oldu hanesiYaktı yıktı mahfeyledi bu depremBoynu bükük kaldı delikanlılarEşini kaybetti çok nişanlılarBebeğiyle ölmüş iki canlılarYaktı yıktı mahfeyledi bu depremBir baba kaybetmiş oğul kızınıBir ana kaybetmiş sülalesiniKimse tanımıyor cenazesiniYaktı yıktı mahfeyledi bu depremKevseri duy feryad insan feryadıYedi nokta dört hızında şiddetiDerin uykularda sarstı milletiYaktı yıktı mahfeyledi bu depremBedava MP3 Download, MP3 indir, Ücretsiz MP3, Dangerous MP3, Dangerous MP3 kelimeleriyle sitemize gelenler için uyarıdır. Sitemizde hiçbir MP3 bulunmamaktadır! Lütfen sanata ve sanatçıya saygı için korsan müziğe hayır! Internetten mp3 yüklemek yerine onların kaset ve cd'lerini alarak destek olalım.
marmara yöresi türküleri ve hikayeleri